Ümit Oğuztan
Ümit Oğuztan

Silivri'yi bir de benden öğrenin

umit@oguztan.com 06 Mart 2011 Pazar

Kartal cezaevi ardından Kocaeli cezaevi ve Silivri Cezaevi.. Toplam 20 ay süren "Ergenekon" tutukluluğu...

Ben, size Mustafa Balbay'ın hakkında "Zulümhane" diye kitap yazdığı Silivri cezaevini anlatacağım.

BEN BÖYLE ZULÜMHANE (!) GÖRMEDİM

Tutuklu olarak kaldığım Silivri cezaevinde özgürlüğüme, güneşe ve en çokta alzheimer hastası olan 80 yaşını geçmiş, hayatlarında benden başka hiç kimseleri kalmamış, bakıma muhtaç iki halama hasret kaldım. Ve her iki halam da artık hayatta değiller..

Silivri tutuklu ve mahkumların 24 saat kameralarla izlendiği bir cezaeviydi. Yeni yapıldığı için rutubetliydi. İnşaatı aceleye getirilip gerekli özen gösterilmediğinden bahçe kapıları ve pencere kenarlarından yağmurda su alıyordu ama görevliler bu ve benzer sorunlar karşısında ellerinden gelen çabayı göstererek kısa sürede çözüm bulmaya çalışıyorlardı.

Kalorifer petekleri yetersiz sayıda olduğundan yeterli ısınma sağlanamıyordu. Her cezaevi gibi soğuktu. Çözüm olarak fazladan battaniye veriliyordu.

Televizyon, buzdolabı, kettle satın alınabiliyor, kitap ve gazete sıkıntısı çekilmiyordu. Cezaevi kantininden rahatlıkla ihtiyaçların temini mümkün olabiliyordu. (Tabi paranız varsa)

Yemeklere gelince, Türkiye koşulları gözönüne alınacak olursa eğer, bugün pekçok ailenin evinde bulunmayan yemek çıkıyordu ve boldu.

Elbise ve gömleklerimizi terzihanede ütületebiliyor, berberde traş olabiliyor, eğer istersek beton duvarlarla çevrili, beton zeminli bahçeye çıkabiliyorduk. Güneşli günlerde güneşlenebiliyorduk. Belli zamanlarda futbol sahasında çıplak ayakla toprağa basabiliyorduk.

Ziyaret günlerinde herkes yakınlarıyla görüşebiliyordu. Avukatımızla görüşebiliyorduk.

Her koğuşta bulunan zil butonuna basarak, dilediğimiz anda görevlilerle görüşebiliyor, sorunlarımızı iletip çözüm talep edebiliyor, sağlık sorunlarımız için cezaevi doktoruna yeterli olmadığında hastaneye gidebiliyorduk. İlaç sorunu yaşandığına hiç tanık olmadım. En küçük bir sağlık sorunu şikayetimizde gereken her şey yapılıyordu. Pekçok tutuklunun gerektiğinde ameliyat olduğuna tanık oldum.

Eski adıyla gardiyan yeni adıyla infaz memurlarının neredeyse tamamı yüksek öğrenimli, görevlerini dikkatle, özenle ve ciddiyetle yerine getirirlerken, mahküm ya da tutuklunun haklarına gereken saygıyı gösteriyorlardı. Ben, hiç bir cezaevi görevlisinden kötü bir muamele görmedim.

Her cezaevi gibi Silivri'nin de kendine özgü kuralları var. Görevliler, tutuklu ve hükümlüler bu kurallara uymak zorundalar. Kurallara uyanların sorun yaşadıklarına da hiç tanık olmadım.

Silivri'de bir bayram sabahı, kapımız açıldı. İçeriye giren infaz memuru, bizleri selamladıktan sonra, cezaevi müdürünün bayramlaşmak için koğuşumuza geleceğini bildirip çıktı. Arkadaşlarla üzerlerimizi değiştirip elbiselerimizi giydik, kravatlarımızı taktık, bir de çay demleyip beklemeye başladık.. Çok geçmedi kapı açıldı, içeriye infaz memurları ile birlikte cezaevi müdürü ve iki yardımcısı ve cezaevi savcısı girdi. Kendilerini tanıttılar, bayramlaşıp bizlerle teker teker tokalaştılar ve masamızın üzerine de bir kutu çukulata bıraktılar. Çay ikramımızı da geri çevirmeyip birer bardak çay içip, bizleri teselle edecek seyler söylemeye çalıştılar. Çaylarını ağızları yana yana aceleyle içip diğer koğuşlarla da bayramlaşacaklarını, bir sorunumuz olduğunda dilekçeyle kendilerine müracaat edebileceğimizi, cezaevinin fiziki eksiklikleri için özür dileyip kısa sürede gerekenleri yapacakları sözünü verip gittiler.

CAN GÜVENLİĞİ SORUNU YOK

Silivri'de can güvenliği sorunu olduğu da ileri sürülemez. Çünkü odanızın kapısını içeriden kilitleyebiliyorsunuz ve kapıyı siz açmadıkça dışarıdan açılabilmesi olanaksızdır. Odanızda bulunan zil butonuna bastığınızda infaz memuru kapınıza geliyor. kameralardan 24 saat görevlilerce herkes izleniyor ve her şey kayıt altına alınıyor. Kimsenin kimseye bir zarar verebilmesi mümkün değil.

Silivri'de hayatımın en zor günlerini yaşadığım bir gerçektir. Ama Silivri'nin "zulümhane" olmadığı da bir başka gerçektir.

Hayatımın en zor günlerinde beni teselliye çalışan, bana özlediğim İstanbul simidini ve yumurtayı temin eden, bayram sabahı elinde bir kutu çikolatayla koğuşuma gelen cezaevi müdürlerini ve savcısı ile Silivri'nin bütün görevlilerini hayatım boyunca minnettarlıkla hatırlayacağım.

BÜLBÜL VE ALTIN KAFES

Bir bülbülü altın kafese koysak, ona en iyi şekilde bakmış olsak bile onu mutlu edemeyeceğimiz bir gerçektir. Bülbülü altın kafeste tutuğumuz her saniye onu özgürlüğünden mahrum bırakmış olacağımızdan, mutlu olmasını bekleyemeyiz. O altın kafes bülbül açısından "zulümhane" olarak görülebilir. Ama bülbülün, "Bana kötü muamele ediliyor, burada bana işkence ediliyor, aç ve susuz bırakılıyorum" diye, feryad etmesi gerçeği yansıtmaz.

Ben, adalet mekanizması tarafından tutuklanmış ve cezaevine konulmuş bir tutukluydum. Silivri, tutuklu kaldığım bir cezaeviydi ama asla bir zulümhane değildi.

Ümit Oğuztan
  • DİĞER YAZILARI